İlayda Küçükafacan – Elini Kirletenler

Seni Tanıyabilir Miyiz?

Ben İlayda, bir öğren(i)ciyim! Değer yaratmanın ve hayatlara dokunmanın hayatın amacı olduğunu düşünüyorum. Bu sebeple beni sürekli bir şeylerle uğraşırken bulabilirsiniz, çünkü öğrenmek -en azından benim için- ellerini kirletmeden pek mümkün olmuyor. Bu sebeple de geçtiğimiz 4 yıl boyunca girişimcilik, kurumiçi girişimcilik, sosyal etki ve ölçümlemesi, örgütsel ve sosyal psikoloji, inovatif teknoloji girişimlerine dair alanlarda oldukça öğrenmeye ve derinleşmeye de devam ediyorum.

16 yaşımdan beri sivil toplumda çalışıyorum. İlk olarak Sil Baştan Kadına Yönelik Şiddet ve Çocuk İstismarı ile Mücadele Derneğinde gönüllü olarak vakalarla çalıştım. Sonrasında da gençlik çalışmalarına yöneldim diyebilirim.

2018 yılında başladığım hazırlık sınıfı özellikle girişimcilik, sosyal girişimcilik, sosyal etki alanında ve gençlik çalışmalarıyla geçti; 8 farklı sivil toplum programında gönüllülük yaptım. Şu anda 4. sınıf öğrencisi olduğum endüstri mühendisliği bölümünde psikoloji ve sosyoloji bölümlerinden dersler almamın yanında bir gençlik komünitesi olan, gençlerin gençlerle ve gençler için çalışmalar yaptığım Simurg Derneği’nde V. Sezon Yönetim Kurulu Başkanı’ydım. 2019 yılında üyesi olduğum Simurg’da; 2 proje koordinatörlüğüm ile birlikte 50+ etkinlik organizasyonu gerçekleştirdik ve Zümrüdüanka Dergisi’nde de 1 yılı aşkındır yazarım.

Ayrıca 2030 yılı sonrasının dünyasını yaşayacak bugünün liselilerinin gelecek vizyonlarını BM’ye 7 dilde raporlandıran 9 yıllık bir proje olan 2C1N projesinin 2 kurucularından da biri ve ilk sene koordinatörüyüm. Dönüp baktığımda ekiplerle kurguladığımız 100+ etkinlik ile 22 yaşıma kadar bir şeyler yapmaya çabaladım diyebilirim sanırım. Ama İlayda’yı tanıtmak için yaptıklarından ziyade yapmayı hayal ettikleri daha doğru bir parametre olacaktır.

Gelecekte, davranış bilimleri yüksek lisansı yaparak etki temelli sosyo ekonomik politikaların inşasında veri bilimini kullanan bir davranış bilimci olmak istiyorum! Zaten okuma bağımlısı bir insandım ama bu kafamda netleşince okumalarımı da alansal anlamda odaklamaya başladım. okumalarımı alansal anlamda derinleştirmeye başladım. Bu konuları da Sosyoloji, davranışsal iktisat, evrimsel psikoloji, deeptech ve toplumsal kurum-kültür-normların oluşumu şeklinde sıralamak mümkün.

Bunca çaba var çünkü benim bir derdim var. Dünyanın şu anki gidişatıyla, “mış” gibi umursadığımız küresel krizlerle, teknolojiyi yanlış kullanarak en değerli yatırımımız olan zamanı bilinçsizce harcamamızla. Özellikle jenerasyon temelli davranış modellerini inşa etme hayalim de buradan geliyor. Eğilimlerimizi anlayıp önceliklendirmelerimizi istediğimiz gibi yapmamızı sağlayacak teknolojilerin inşasında yer almak istiyorum.

Kısacası ben insanlara dair sistemleri kurmayı, optimize etmeyi ve yönetişimini yapmayı seviyorum. Sistemler ve insanlar arasında kendi tanımlarına uygun bağlantılar inşa etmek ve etkilerini ölçeklendirmeleri için metodolojik ve sosyal bir bağlam yaratmak için çalışıyorum. Bir koleksiyoner misali insanların, komünitelerin, sistemlerin ve ideolojilerin dikey derinleşme alanlarını keşfederek birbiriyle alakasız görünen alanlar arasında disiplinlerarası sentez çözümler inşa edip kişilerin veya kimliklerin kendi dünyaları ve kendi dünyalarının yerçekimi kanunları için en anlamlı sonuca varmasına eşlik etmek benim hayatımda gerçekleştirmek istediğim fayda.

Öncelikle merak ettiğimiz konu şu, üniversite döneminde YetGen, Üretken Akademi, İstanbul Gençlik Platformu vb. organizasyonlarda gönüllü olarak nasıl yer alabildin? Buna nasıl vakit ayırabildin?

Bana kalırsa olay yerinde durmak istememekle alakalı. Hazırlık senemde arkadaşlarımın birçoğu sınav senesinin yorgunluğunu atmak ve yeni insanlarla tanışmak için görece sakin bir hazırlık akışına sahipti. Ben de benzer durumdaydım, sadece bu konuda biraz farklı bir yol denedim. Özellikle o hazırlık yılım boyunca tabiri caizse piyasa kim var, hangi projeler yapılıyor, kim hangi konuda güçlü gibi konularda tabula rasa olan zihnimin doldurma sorumluluğunu aldım. Biraz içeri girdiğinizde kilit isimleri görebiliyorsunuz ve yolculuğunuzda onlara da danışabilir hale gelince gerçekten ivmelenmeniz de işten bile olmuyor. Ben genel olarak bilmiyorsam soran, insanlarla tanışmaktan hiç çekinmeyen biriyim. Bu da etkinliklerde çokça kişiyi tanımama ve bir süre sonra da birlikte projeler geliştirmeye evrildi.

Bana kalırsa burada benim başta sahip olduğumun farkında olmadığım 2 güçlü hamlem vardı: Cüret etmek ve nerede olduğunun farkında olmak.

Cüret etmek, bence inanılmaz keyifli bir şey. Bu hiç kimseyi tanımadığınız bir etkinlikte birinin yanına gidip tanışmak da olabilir üniversite tanıtıma gelen bir firma temsilcisini kenara çekip sizde staj yapmak istiyorum diye darlamak da. Kültürümüzde bu teşvik edilmeyen bir yetkinlik ama bana kalırsa bir kişinin ihtiyacını en iyi kendisi tespit edebilir ve bu konuda kendinin sorumluluğunu alıp aksiyon alması da oldukça değerlidir. Ufak bir dipnot olarak burada patavatsızlıktan ayrıldığımız nokta ise karşıya sunacağınız bir değer ile karşısına çıkmak. Birinden gidip bir şey istemek için önce iyi bir nedeniniz olması gerekiyor. Firma temsilcisi örneğinde, neden o şirkette ve hangi pozisyonda çalışmak istediğinize dair nedenlerinizin net ve motivasyonunuzun karşıya geçebilecek kadar yüksek olması gerekiyor. Kafanızda istediğiniz şey ve karşıya da sunabilecekleri net olan, yani içi dolu bir cüret ile talep ifade edilen hiçbir cürettin karşılık bulmadığını görmedim ve deneyimlemedim. Cüret etmeye cüret etmek gerek.

Nerede olduğunun farkında olmaktan kastım ise o yılın, o ayın, o haftanın neresinde olduğunun farkında olmak. Bana kalırsa vakit ayrılan bir şey değil, daha çok planlanan bir şey. Eğer 2 hafta sonra sınavım varsa sorumluluklarımı 3 gün kala değil çok öncesinde ayarlamaya başlıyorum. Bugün birçok alanı keşfetmek isteyen herkes kendi zamanının takibini yapmalı. Günün sonunda ne kadar çok şeyi sığdırdığıma ben de şaşırıyorum ama işte, her şey bir önceliklendirme meselesi.

Ve hayır, bunu öyle kişisel gelişim kitaplarının dilindeki “sözde” bilmişlikle söylemiyorum, bu benim de her gün kalkıp çaba harcadığım bir şey. Bu çaba alışkanlığa dönüştükçe de görüyorsunuz ki her şey sıfırdan büyük, en ufak çaba bile kümülatifte o kadar fark yaratıyor ki… Bir şeyleri tamamlama ve tikleme geriliminin ötesinde, zamanı önceliklendirmek için elimden geleni yapıyorum.

Sonrasında ne oldu da Simurg fikri doğdu? Simurg Derneğinde neler yapıyorsunuz, neler yapmayı hedefliyorsunuz? Bize biraz Simurg’u anlatabilir misin?

Aslında Simurg 2016 yılında kurulmuş, tamamen gençlerden oluşan ve gençlerin yürütücü olduğu bir gençlik derneği. Ben dahil olduğumda 3 yaşını doldurmuştu, yani benim yaşımın yetmediği zamanları da var Simurg’un (:

Simurg’dan kısaca bahsetmek gerekirse, biz Simurg’da ideal bir gence inanıyoruz. Bu genç:

Sorgulayıcı,

İdealist,

Mücadeleci,

Uyumlu,

Realist ve

Genç ruhlu.

Bu inandığımız genç personasına da Simurg efsanesindeki gibi zorlukların sonunda varılabileceğini düşünüyoruz. Efsaneye göre yüzlerce kuşun varoluş amaçlarını aramak için çıktıkları yolda sadece otuz kuş (Simurg, 30 kuş anlamına gelmektedir) sona ulaşabilir ve aslında hayatın tüm sırlarının dışarıda bir yerde değil, kendi içinde saklı olduğunu keşfeder. Bizler de bu efsaneden esinlenerek gençlerin içindeki potansiyeli bulmalarına ve en iyi şekilde açığa çıkarmalarına fırsat sağlayan projeler üretiyoruz. Deneyimi merkeze alan Simurg’daki kültürümüz o kadar içkin ki kendi kelimelerimiz bile var. Yeni gelen bir üyeye 1 yıl boyunca “Kerkes”, bir iş yapılırken her şeyini ortaya koyup ellerini kirletmeye “tüm kalplilik”, hoşgörünün üstencil olduğuna inandığımız ve saygıyı öncelediğimiz için “saygörü” gibi birçok kavramımız var.

Yaptığımız projeler ise aynı efsanedeki zorlu yollar gibi, her birinde bambaşka deneyimler ediniyor ve daha önce belki de hiç karşılaşmadığımız zorlukları çözmeye çabalıyoruz. Her bir projenin birbirinden bu kadar bağımsız değer önerilerine sahip olmasının sebebi de bu. Çünkü biz bir Simurglu’nun kaleminin güçlü olmasını da (Zümrüdüanka Dergisi), girişimcilik mentalitesi tanışıp ekiplerle çalışmasını da (XYZ Kampı), 2030 sonrasının dünyası için akademik seviyede sürdürülebilirliği dert edinmesini de (2C1N), akran öğrenmesi ile kendini güncel tutabilmesini de (Nesiller El Ele), alanında varsayım kıran kişilerle temas edebilmesini de (Simurg Söyleşi Saati-3S), deneyimle öğrenmesini de (Simurg UP), okuduklarının üzerine tartışmasını da (Simurg Seçki) ve her ay dönüp neler yaptığının farkına varmasını da (Simurg Bülten) gerekli görüyoruz. (Faaliyetler için buraya ve detaylar için buraya.)

Simurg’da yapmak istediğimiz şey, diğer bir deyişle etki hedefimiz, gençlerin kendini gerçekleştirip değer üretebilecekleri alanları çoğaltmak. Bunun için bir metodoloji sunuyoruz. Tamamen gençlerden oluşan bu yapı, yani Simurg projesi nasıl gidiyor diye bakmak ve değerlendirmek için de senelik olarak Anadolu Kongresi adını verdiğimiz bir kongrede üyeler olarak bir araya gelip derneği gündem gündem masaya yatırıyoruz. Çünkü amacımız; toplumsal değişimin gençlerle olacağına inanan, kendini geliştirmeyi hayatının merkezine koyan ve farklı hikayelere sahip bireyleri bir araya getirmek. Kendi başlarına havai fişek olan/olacak gençler olarak burada bir festivale dönüşme yolculuğu yaşıyoruz diyebilirim.

Aynı zamanda Boğaziçi Üniversitesinde mühendislik öğrencisisin de. Bu yoğunlukla nasıl başa çıkıyorsun? Hem okul hem dernek nasıl gidiyor?

Dürüst olacağım ki kolay gitmiyor, oldukça zaman efektif olmak zorunda kalıyorum. Ama çok sevdiğim bir söz diyor ki, bir işin halledilmesini istiyorsanız onu meşgul insanlara verin. Örneğin, bunca yoğunluğun içerisinde ilginçtir ki bu süreç benim hayatımda en çok kitap okuduğum süreç de oldu. O gün çok yorulsam da yaptıklarımın ve ilerlememin hayatımın büyük resmindeki yerini kendime hatırlatmak bu tarz süreklilik isteyen konulardaki en büyük motivasyonum. Bunun yanında bazı hileler de kullanıyorum. Örneğin ne olursa olsun pazar günüme ne ders ne de dernek ile alakalı bir şeyi sokmamaya gayet ediyorum. Okulun da derneğin de büyük kalemlerini haftanın belirli günleri ve minimum 3 saatlik periyotlarla hallediyorum. Böyle yapınca odağımı dağıtmadığımı ve daha efektif olabildiğimi fark ettim. Ancak ne yaparsanız yapın burada bir bileşik kaplar dengesi de söz konusu, illa dönem dönem bazı yerlerden fire veriyorsunuz. Bu bazen akademik hayatınız, bazen sosyal hayatınız, bazen de yaptığınız işin kalitesi olabiliyor. Ama bu noktada da kendinize ve çevrenizdekilere karşı dürüst olduğunuz ve açık iletişim kurduğunuz sürece her şeyin yoluna girdiğini de gördüm.

Haftanın içinde en az 2 adet nefes baloncuğunun (bir sinema akşamı, bir kahve, kitap okuma/film izleme sekansı vb.) cidden insanı devam edebilmek için ayakta tutabildiğine inanıyorum. Ayrıca tabağınızdaki şeylerin çokluğuna bakıp bakıp bunalmak yerine ucundan ucundan kemirmeye başlarsanız cidden her şey bitebiliyor da. Tek önemli nokta bu süreçte iyi olma halinizi dikkatli bir şekilde incelemeniz, ters bir şeyler gittiğini gördüğünüz anda da müdahale edebilmeniz. Bu yolla oldukça sürdürülebilir bir şekilde yoğunluk ile baş edilebiliyor, en azından benim için.

Yaşadığın sürecin sana neler kattığını düşünüyorsun?

Kesinlikle anlaşıldığım kadar konuştuğumu, temelsiz eleştirinin ve niyet okumanın lanetini ve bilmiyorum demenin konforunu öğrendim. Eskiden anlaşılmak için kullandığım onca kelimenin ne kadar enflasyon yarattığını şu zamanlar yeni yeni görebiliyorum, özellikle de bire bir iletişimlerimde kendimi öz ve anlaşılır ifade etmeye dikkat ediyorum. Eleştiri ve varsayımlarımda oldukça dikkatli olmayı, cehaletimin sınırlarını kabul ettim. Örneğin bir ekip arkadaşınız bir işi 1 hafta geciktirdiğinde öfkelenmek işten bile değilken arka planı öğrenince kör bir öfkenin farkında bir anlayışa evrilmesinin ne anlama geldiğini daha net hissediyorsunuz. Ayrıca eskiden her konuda daha çok şey öğrenmek ve bilmek zorunda hissederken artık bu konuda Google ile yarışmak zorunda hissetmiyorum. Bildiğimi sandığım o kadar çok şey o kadar farklı senaryolarla sahada bir deneyim olarak bana döndü ki, hayatın neden 0 ve 1’lerden oluşmadığı lafını cidden daha iyi kavradığımı düşünüyorum.

Deneye yanıla öğrenmek – elini kirletmek isteyenlere verebileceğin tavsiyeler neler olur?

Okul mu staj mı dernekler mi kulüpler mi derken aklı bulanan arkadaşlarıma ilk sorum şu oluyor: “Sen ne yapmak istiyorsun, ne deneyimlemek istiyorsun? Bittiğinde elinde ne olsun istiyorsun?”, sonrasında da “Bu deneyimin şu andaki hayatının hangi noktası ile bağlanıyor, bunu yapbozunun neresine yerleştireceksin?” diyorum. Çünkü ne istediğimizi ve bunu neden istediğimizi bilmek en temeldeki adım. Bu ikisini bilip kafanda netleştirince gerisi tamamen formalite: o konudaki stajları bul ve başvur, o ekiplerle tanış ve kaynaş, o konularda eğitim içerikleri bul ve düzenli olarak çalış… Neden ile yola çıkmak kaybolmamanın ve içi dolu bir cürete sahip olabilmenin ilk koşulu. İkincisi ise cüret etmek. Cüret etmek korkutucu olsa da cüret etmek, nedenini sormak, nasılını öğrenmek, kimlerle ise onlarla tanışmak! Dünya düşündüğümüzden daha verici, sadece istemeyi bilmek gerek.

İletişim Bilgileri

Instagram: https://www.instagram.com/afacanllyada/

LinkedIn: https://www.linkedin.com/in/ilayda-k%C3%BC%C3%A7%C3%BCkafacan/

Email: ilaydakucukafacan@gmail.com

Elini Kirlettiğin Projenin Bilgileri:

Paylaş:

Twitter
LinkedIn
Facebook
5 1 vote
Article Rating
Subscribe
Bildir
guest
0 Yorum
Inline Feedbacks
View all comments
2 Haftalık E-Bülten

E-Bültenimize
Abone Olun!

Online dünya hakkında fikir sahibi olmak için bültenimize abone olabilirsiniz.

Sosyal Medya Hesaplarımız

En Son Yazılar

En Son Yazılar

Yağmur Delan – Elini Kirletenler

Seni tanıyabilir miyiz? Tabii ki, ben Yağmur. 22 yaşında bir içerik yazarıyım. Haziran ayında Akdeniz Üniversitesi İngiliz Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldum, aynı zamanda

Ayça Yontgan – Elini Kirletenler

Seni tanıyabilir miyiz? Merhabalar, ben Ayça Yontgan. Dokuz Eylül Üniversitesi Karşılaştırmalı Edebiyat bölümü 4.sınıf öğrencisiyim. En büyük hayalim akademisyen olmak olduğu için üniversite hayatımın ilk

Öznur Koçak – Elini Kirletenler

Seni tanıyabilir miyiz? Herkese selam ben Öznur. İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesinde, Türkçe İktisat 3.sınıf öğrencisiyim. Girişimci ruhu yüksek olan bir insanım. Bulunduğum bazı platformlar beni

Yekta Pektaş – Metin Yıldız – Elini Kirletenler

Sizi tanıyabilir miyiz? Yekta Pektaş, İstanbul Üniversitesi İktisat Fakültesi’nde Ekonometri eğitimi aldı. Üniversite yıllarının başında “Startup Ekosistemi” ile tanışarak çeşitli toplulukların kurulması ve “Startup Odaklı”

0
Would love your thoughts, please comment.x
()
x